YiğidoHaber – Sivasspor Haberleri | Spor Haberleri

Mert Hakan Yandaş Tam Saha’ya konuştu

Mert Hakan Yandaş Tam Saha’ya konuştu
Bu haber 03 Mayıs 2020 - 15:26 'de eklendi ve kez görüntülendi.

Demir Grup Sivasspor’un başarılı oyuncusu Mert Hakan Yandaş TFF Tam Saha’ya konuştu.

Bu sezon ligin en çok göze batan oyuncularından birisi olmayı başaran Mert Hakan Yandaş’ı yakından tanımak istiyoruz. 19 Ağustos 1994 Bursa Osmangazi doğumlusun. Futbola başlamadan önce çocukluğun nasıl geçti?

Bursa’nın Osmangazi İlçesi’nde Küçükbalıklı Mahallesi’nde büyüdüm. Çok şirin ve ufak bir mahalledir. Komşuluk çok iyi seviyededir. Çocukluğum güzel geçti diyebilirim. Kendimi bildim bileli futbol sevdalısıydım. Zaten babam da eski futbolcu. Amatör oynamasına rağmen sürekli onun maçlarını izlemeye giderdim ve ben de her fırsatta top oynardım. Güzel bir arkadaş ortamım vardı mahallemde. Oyun oynama anlamında bakarsak mahallemde çocukluğum gerçekten çok güzel geçti. Bir o kadar da hüzünlü geçen günlerim de vardı aslında. Çünkü 9 yaşında babamı kaybettim ve aslında ona verdiğim sözle buralara geldim diyebilirim.

Aileni tanıyabilir miyiz? Annen, baban, varsa kardeşlerin neler yapıyor? Bize aileni biraz anlatır mısın?

Biz çekirdek bir aileyiz. Annem Gönül Yandaş, babam Ali Yandaş ve benden 2 yaş büyük ağabeyim Okan Yandaş var. Kendine has ve kendi yağında kavrulan güzel bir aileyiz.

Spor kötü alışkanlıktan uzak tutar

Ailende senden başka sporla uğraşan birileri var mı? Ya da sen ailende birilerini spora yönlendiriyor musun?

Dediğim gibi, babam eski futbolcuydu. Profesyonel olmasa da amatör olarak çok iyi bir futbolcuydu. Hatırladığım ve bana anlatılanlar kadarıyla gerçekten çok iyiydi. Babamın arkadaşları ile zaman zaman görüştüğümde, “Sen onun yarısı bile değilsin” diyorlar şu anda. Tabiî eski zamanlarda aileler futbola sıcak bakmıyordu. Bir de imkânsızlıklar vardı o zamanlarda. Ama ben ona verdiğim sözü tutarak çok şükür bugünlere geldim.  Şimdi ağabeyimin çocukları var, Beren ve Ali… Ali’yi inşallah hep sporun içinde tutmak istiyorum. Tabiî Beren’i de öyle. Profesyonel olsalar da olmasalar da spor en azından kötü alışkanlıklardan uzak kalmaları için çok büyük bir avantaj. Hangi dal olursa olsun fark etmez, spor çok önemli. Tabiî Ali’nin de futbolcu olmasını isterim.

Sendeki futbol yeteneğini ilk kim keşfetti ve bir takıma gitmen için telkinde bulundu? Filiz lisansının Bursa Güven takımında çıktığını görüyoruz.

Ailem o dönemler evden çıktığında beni TV başında bırakırmış. Ben de sürekli maç izler ve bitene kadar kalkmazmışım. Geldiklerinde hâlâ aynı yerde olurmuşum. O kadar seviyormuşum futbolu. Tabiî ki bu sevginin kaynağı yine babamdı. Futbolla yatıp kalkıyordu babam çünkü. Çok seviyordu. Beraber maçlara gidiyorduk. Halı saha maçlarına gidiyorduk. Beraber top oynuyorduk. Futbola âşık bir çocuk olarak büyüdüm. Küçükbalıklı Mahallesi’nde 19 Mayıs Spor ve Başakspor vardı. Onlarla antrenmanlara gidiyordum. Ama lisansım çıkmamıştı. Lisansımın çıkması babam vefat ettikten sonra oldu. Babam vefat ettikten sonra kafamın dağılması için beni Bursa’nın Profesyonel Futbolcular Dayanışma Derneği var; oraya yazdırdılar. Bursaspor’un bünyesinde bulunan bir dernekti. Çalışmalarını devam ettiriyorlar hâlâ. Oradan da işte o derneğin Bursa Güven adındaki yarışmacı takımında sahaya adım atmıştım.

2006’dan 2010’a kadar Bursa Güven takımında oynamışsın. Ardından iki yıl Yeşil Bursa’da devam etmişsin. Bursa günlerin nasıl geçti, nasıl bir altyapı eğitimi aldın?

Bursa günlerim gerçekten keyifliydi. Çünkü Bursa Güven kulübü başarılı bir kulüptü. İnanılmaz bir takımımız ve ortamımız vardı. Sürekli Türkiye Şampiyonaları’na giderdik. Hocamız da Kadir Çattık’tı. Bende emeği çok büyük. Eski Bursasporlu Kadir Hoca. Kendisi Süper Lig’de oynamıştır. Gerçekten güzel bir ortamımız vardı ve hocamız inanılmaz çalıştırıyordu bizi. Başarı kaçınılmazdı. Her sene Türkiye Şampiyonaları’na katılıyorduk ve son sene geldiğinde artık bir yol çizmemiz lâzımdı. Çünkü Bursa Güven’in A takımı yoktu. 16 kişiydik. Kara kara düşünüyorduk. Orada da benim şansıma arkadaşlarımın şanssızlığına Oyak Renault seçmeleri vardı. Oyak Renault (şu anki Yeşil Bursa) satılmıştı çünkü. Oradaki seçmelere gittim dört arkadaşımla birlikte. Başarılı olunca Oyak Renault altyapısına girdik. Bir yıl sonra da A takımına çıktım. Benim şanslı olduğum bir süreçti diyebilirim.

Halı sahadan A takıma

Seninle birlikte futbola başlayan birçok arkadaşın bugün futbolcu olamadı ama sen başardın ve kariyerinde emin adımlarla ilerliyorsun. Sen o futbolcu olamayan arkadaşlarına göre neleri farklı yaptın da bugün başarılı bir futbolcu oldun?

Aslında benden çok daha yetenekli oyuncular vardı kendi yaş grubumda. Bunu asla inkâr edemem. Gerçekten çok iyi futbolcularla birlikte yetiştim diyebilirim. Onlar çok şanssızdı. Ben de aksine şanslıyım diyebilirim. Futbolda çalışmak çok önemli tabiî ki ama nasip, kader, kısmet kısmına ben gerçekten çok inanırım. Ben o konuda şanslıyım. Neden derseniz, Oyak Renault altyapısında oynarken 17 yaşındaydım. Halı sahalara gidip, maç başına para kazanıyordum turnuvalardan. Bizim halı saha takımımız çok iyiydi. Oyak Renault A takımı da bizimle maç yapmak istedi. O dönem hazırlık kampının başındalardı. Bizimle maç yaptılar. Bizim takımın ismi de Akbağspor’du.

Gerçekten çok iyi takımdık. Liderdik ve Bursa’da hiç yenilmiyorduk. Tabiî o gün ağabeylerimiz bizi yendi. Sonuçta profesyonel takım. İki gün sonra ise ben A takımın seçmelerine çağrıldım. O sene altyapıdaki hocam, A takımda yardımcı hocaydı. Birinci hoca da Metin Begüm’dü. Halı sahadaki ağabeylerimden Taha Evke de takımın kaptanıydı. Üstün ağabey, Cihan Özkaymak ağabey beni orada görünce, “Sen ne arıyorsun burada kardeşim” dediler. Hatırladılar beni.  Ben de, “Sizin altyapıda oynuyorum. Seçmelere çağırdılar, geldim” dedim. Taha ağabey halı sahadaki maçta beni çok beğenmişti ve “Hadi ya” dedi. Ondan sonra seçmelerde 15 dakika oynadım ve bir de gol attım. Ama çok sıcak bakmıyorlardı bana. Hocama sormuşlar, o da sanırım, “Fizik olarak yetersiz” demiş benim için. Ne kadar doğru tabiî bilmiyorum. Ama Taha ağabey, Üstün ağabey ve Cihan ağabey o kadar bastırdılar ki, hocaya gidip, “En azından bizimle idmanlara çıksın. İmza atmasın. En azından bulunsun, mutlaka deneyin” dediler. Hocadan başkana, başkandan sportif direktöre dolaşıp sürekli benden bahsettiler. En sonunda Metin Hoca beni idmanlara çağırdı. Bu aslında çok büyük bir şans benim için. Halı sahada oynadığım adamlar sayesinde A takım idmanına çıkma fırsatı buldum. Orada uzun bir süre A takım idmanlarına çıktım. Biraz kendimi gösterdim ve beni Topuk Yaylası kampına götürme kararı aldılar.

Bundan sonraki sürecim de çok şanslı bir şekilde ilerledi. İmza atmayacaktım ama A takımda bulunacaktım. Maçlara altyapıda çıkacaktım. İlk hazırlık maçı Şanlıurfa ile oynandı. Beni yardımcı hakem yaptılar. Kariyerim böyle başladı diyebilirim. İkinci maçta ise yedek kulübesindeydim. Bütün yönetim o maça gelmişti. Sakaryaspor ile oynuyorduk. Son 20 dakikada oyuna girmiştim. 2-0 gerideydik ve iki asist yapmıştım. Maç biter bitmez yönetim benimle oturdu ve bana maaş bağlayacaklarını ama yine aynı şekilde devam edeceğimi söylediler. Profesyonel oyuncu olmayacaktım; A takımla idmanlara çıkacak ve altyapıda oynayacaktım. Buna da çok sevinmiştim. Gerçekten o güne kadar şanslı şekilde ilerliyordum.

Doktor “Kalbinde problem var” dedi

Peki ya sonra?..

Ondan sonra Bursa’ya döndük. Liglerin başlamasına bir hafta vardı. Sağlık muayenesine gittim ama doktor bana imza vermedi, “Kalbinde problem var” dedi. Ben başladım ağlamaya. Şoke oldum. Bütün emeklerim neredeyse çöpe gidecekti. Bir hafta idmanlara çıkmadım. Beni profesöre götürdüler. Bir şey yokmuş. 10 günüm boşa gitmişti. Profesörden olumlu raporu alınca biraz rahatlamıştım. O süreç benim için çok zor geçti. Neredeyse her gün kafayı yiyecek şekilde düşünüyordum. Ya olmazsa diyordum. İdmanlara çıkamıyordum. Futboldan uzaklaşmıştım. En sonunda raporu aldım. A takımımız da benim rapor aldığım günden bir gün sonra son hazırlık maçını oynayacak ve hafta sonu lig maçına çıkacaktı. Hocam Metin Begüm beni aradı ve çok sevindiğini söyledi. Beni maça davet edeceğini ama oynatmayacağını ifade etti. 10 gündür idmanlara çıkmıyordum sonuçta. Burada da çok şanslı bir durum ortaya çıktı. Herkes hazırlık maçında oyuna girdi. En son ben kenarda ısınıyorum. Çünkü 10 gün idman yapmamışım. O ara Caner ağabeyin başı döndü. Bizim orta saha oyuncumuz. Başı dönünce hoca beni çağırdı ve oyuna soktu. O maçta bir gol attırdım. Ondan sonra hemen yanıma masörümüz Ender Nevinsoy ağabey geldi ve bana, “Yarın sabah 09.00’da buluşup hastaneye gidiyoruz. Kontrolden geçiyor ve imza atıyorsun. Hafta sonu maç var. Profesyonel oluyorsun” dedi. Ben inanamadım. Ondan sonra menajerimiz Murat ağabey gelip, “Kardeşim hemen imza atıyorsun. Seni hafta sonu maçına yetiştirmemiz lâzım. Başkan ve hoca karar verdi” dedi. Böyle bir serüvenim var. Gerçekten şanslarla dolu bir süreç geçirdim. Diğer arkadaşlarımın olamaması tamamen şanssızlık. Çünkü gerçekten çok iyi oyunculardı. Alican Geriş vardı. İnanılmaz bir oyuncuydu. Benden çok çok yetenekliydi. Ama talihsizdi. O şanssızlıkları aşamadı bir türlü. Ama ben bu süreçte tabiî ki çok çalıştım ve hiçbir zaman çalışmaktan vazgeçmedim. Çalışmanın ne kadar önemli olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum. Bir de tabiî ki babama verdiğim söz beni kamçıladı.

Taha Evke faktörü

3. Lig’de Oyak Renault formasını 2012-2013 sezonunda terletip; kısa bir Altınordu macerasından sonra Tire 1922’de iki sezon forma giydiğini görüyoruz. O günlerin nasıl geçti? Bu takımlardaki yaşadıklarını nasıl anlatırsın?

Oyak Renault dönemi anlattığım gibi çok şanslı ve güzel bir dönemdi. Çok güzel bir ortamımız vardı. Taha Evke’ye az önce parantez açamadım, şimdi açmak istiyorum. Futbolcu olmamdaki en büyük etken Taha Evke’dir. Beni yetiştiren Kadir Çattık’tan sonra Taha Evke’nin üzerimdeki emeği çok büyüktür. Oyak Renault dönemimde yine sakatlıklarla uğraştım. 2.5 ay top oynayamadım. Döndüm; yanlış hatırlamıyorsam 20 maç oynadım. Kulüp kapanıyordu. Bizim grupta Altınordu şampiyon olmuştu ve beni istediklerini duydum. Sürekli arıyorlardı. Ama ben sezon bitmeden önce yine sakatlandım. Ameliyat olmam gerekiyordu. Kulüp kapanacak, ortalık karışık. Altınordu arıyor; sakat olduğumu bile bile beni istiyorlar. En son gelip görüştüler. Herhalde 50 bin lira gibi cüzi bir rakama anlaştılar. Beş yıllık kontratım vardı. Ama kulüp kapandığı için benim önümü açmak istiyorlardı.

Orada da Rıza ağabey vardı kulüp sorumlusu. Önümü açmak istiyordu ve beni sattı. Bonservisimle birlikte transferimde bana yardımcı oldu. Altınordu’ya gittim ama o dönem şanssız başladı. Menüsküs ameliyatları sonrası dönüş genelde üç hafta sürer. Altınordu bunu kabul etmişti. Üç hafta sonra kamplar başlayacaktı. Ama ameliyata girdikten sonra operasyonu yapan doktorumuz Emin Bal dizimi açtıktan sonra yırtığın çok büyük olduğunu ve bunu dikmesi gerektiğini söyledi. Genç olduğumu, yırtığı dikmezse ilerleyen yıllarda futbol hayatımı etkileyeceğini söyledi. Orada kulüp menajerimiz Murat Dizdar’ı aramıştı. Ben dikilmesini istememiştim çünkü bir an önce dönmek istiyordum. Yeni transfer olmuştum ve yanlış anlaşılır diye düşünüyordum. Murat ağabey “Kesinlikle futbolcunun hayatı söz konusu; devamlılığı söz konusu” dedi ve beş aylık süreci seçti. Beş ay futboldan ayrı kaldım. İkinci yarı döndüğümde çok az oynadım. İnanılmaz bir takımımız vardı ve şampiyon olup 1. Lig’e çıkmıştık.

Her maç kadroda olsam da 4-5 maç anca oynayabildim. Sezon başı kampında ortamı sezdim. Artık oynamam gerekiyordu. Çünkü futbolcu ancak oynarsa gelişir. Hocamız da kiralık olarak başka bir kulübe gitmemi söyledi. Serdar Hocamız vardı, Tire ile anlaşmıştı yardımcı antrenör olarak. Beni bildiğinden, ayrıldığımı duyunca hemen istedi. Ben de kabul ettim. Tire’nin nerede olduğunu bile bilmiyordum. İzmir’de olduğunu öğrendim. İzmir’e alışkındım, orada kalmak istedim. Güzel, küçük, 80 bin kişilik bir ilçe Tire. Aslında benim her şeyimin temellerini attığım yer diyebilirim. Benim için çok çok önemli bir yer. Çok sevdiğim bir yer. Benim için tam bir aile diyebilirim Tire için. İki sezon benim için gerçekten çok çok güzel geçti orada. Hocamız İskender Eroğlu’ydu. Gider gitmez acaba oynayabilecek miyim, yapabilecek miyim diye düşünürken Taha Evke ağabeyimin Tirespor’la anlaşmasına da Anıl Yalçın’a  birlikte vesile oldum. Anıl Yalçın ve babası Bülent Yalçın yöneticiydi, sözleri geçiyordu. Taha ağabeyin gerçekten iyi futbolcu olduğuna inandığım için onu söyledim. Aslında bu bir ahde vefa değildi. Taha ağabey gerçekten çok iyi futbolcuydu. Transferi gerçekleşti. Taha ağabeyin psikolojik olarak desteği çok büyüktür bana.

Kritik bir süreçti sonuçta benim için. Kiralık gitmişim ve oynamam gerekiyor. Bana söylediği sözü asla unutmam, “Sen 25 gol atarsın” dedi. “Ağabey nasıl atayım; orta sahayım” cevabını verdim. Beni sürekli inandırdı. Yapabileceklerime beni inandıran bir yapısı vardı. Bana benden daha çok inanıyordu diyebilirim. Bülent Yalçın ve Anıl Yalçın da benim çok büyük destekçimdi. Oradaki ailem onlar benim. Onları asla unutamam. Gerçekten gider gitmez sanki evlatlarıymışım gibi davrandılar bana. Çıktığım ilk maçta gol attım. Her şey çok iyi başlamıştı benim için. Hocamız da büyük destek oluyordu. O sene çok güzel geçti. Play-Off’u kaçırmıştık ama ben orta saha olarak 14 gol atmıştım. Taha ağabeyin verdiği rakama yaklaşamamıştım ama o hâlâ inanıyordu bana. O sezon bitti ve Altınordu’ya döndüm. Ortamı yine sezdim. İki-üç veya üç-beş maç oynayabilecek pozisyondaydım. Hocanın bana bakışı olumlu değildi. Futbolcu olarak bunu seziyorsunuz. Orada şu anda Sivasspor’un altyapı direktörü olan Murat Dizdar ağabey vardı. Bana çok destek oluyordu. O kamptan ayrıldığı süreçte hocayla konuşup kiralık gitmek istediğimi söyledim. Hoca da hemen “Olur” dedi. Bakış açısını buradan anlıyoruz zaten.

Sıkıntılı bir süreç geçti benim için Altınordu’da… Bir türlü kendimi kabul ettirememiştim. Ama benim için demek ki şanslı ve iyi olan buymuş. Ayrılmak istediğimde Tire’ye gidemeyeceğimi söylemişlerdi. Ama ben oraya gitmek istediğimi söyledim. Çünkü kendimi Tire’ye ait hissediyordum. Hocalar ise benim oraya gitmemi bir türlü istemiyordu. Tabiri caizse hocalarımdan izinsiz gittim Tire’ye. Onlar da kızıp beni bonservisimle 100 bin liraya Tire’ye sattılar. Böylece ikinci Tirespor dönemim başladı. O sene de şampiyonluğun en büyük adayı bizdik ama maalesef yine olamadık. 21 gol atmıştım. Sözleşmeme madde koydurmuştum; 150 bin lira bonservis bedeli getirirsem ayrılabilecektim. Sezon bittiğinde Menemen’e geçtim. Bu defa da sözleşmeme ayrılma maddesi koydurdum. Menemen de gerçekten çok güzel bir ilçe. Benim için eskiden oynadığım bütün takımlarda çok güzel bir ortam vardı. Çok mutluydum. Kendimi ait hissetmiştim. Menemen’de de öyle. İnanılmaz bir kadromuz vardı. Erman Kılıç, Gökhan Ünal, İbrahim Dağaşan, Veli Çetin gibi birçok kaliteli oyuncuya sahiptik. Maalesef orada da bir türlü istediğimiz şampiyonluğa ulaşamadık. O sezon da 16 gol attım ve sonra da Sivasspor maceram başladı.

Bir orta saha oyuncu olarak Tirespor’da da Menemenspor’da da oldukça yüksek gol ortalamalarına sahip olduğunu görüyoruz.

Hücuma dönük bir orta sahaydım. O dönemler biraz daha 10 numara gibi oynuyordum. Daha iş bitirmeye yönelik oynuyordum. Menemen Belediyespor’la birlikte 100 maçta 53 gol atmıştım üç sezonda. Benim için gerçekten her şey mükemmel gidiyordu.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA